İran savaşı, yalnızca bir güvenlik krizi yaratmakla kalmadı, aynı zamanda küresel servet transferi mekanizmasına dönüştü. Bu durum, özellikle ABD’nin petrol fiyatlarının 100 doların altına düşmemesi için gösterdiği çabalarla ortaya çıkıyor. Savaş ve Hürmüz Boğazı’ndaki aksaklıklar nedeniyle ham petrol fiyatları varil başına 100-105 dolar seviyelerine ulaştı. Hürmüz Boğazı sürekli gündemde. Bazı senaryolarda petrol fiyatlarının yakın gelecekte 140-150 dolar bandına çıkabileceği konuşuluyor. Çatışmanın ilk 50 gününde piyasadan yaklaşık 500 milyon varil petrolün eksildiği belirtiliyor ve bu durum, modern tarihin en büyük arz şoklarından biri olarak değerlendiriliyor.
ABD Başkanı Donald Trump ve Çin Lideri Şi Cinping’in Pekin’de gerçekleştirdikleri zirvede Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılması için ortak bir zemin arandığı biliniyor. Ancak bu çabaların başarılı olduğu söylenemez.
Geçmiş yazılarımda İran Savaşı’nın uzamasının kimlere yarayacağına dair analizler paylaşmıştım. Özetlemek gerekirse, ABD’nin petrolde bir devlet şirketi yok. Ancak özel şirketleri dünyanın en büyükleri arasında yer alıyor. Savaşın en fazla kazananı bu şirketler oldu. Yükselen petrol fiyatları ile kasalarını doldurmakla kalmadılar, aynı zamanda hisselerindeki olağanüstü artışlar hissedarlarını da memnun etti. Bu yıl alacakları temettü yani kâr paylarının rekor kıracağı kesin. Eyaletlerin ve devletin yüksek kârlar nedeniyle daha fazla vergi geliri elde edeceğini de unutmamak gerekiyor.
Uzayan savaştan başka kimlerin kârlı çıktığına gelince, alternatif lojistik hatları da bu süreçten fayda sağlıyor.